Breaking Bad

   Breaking Bad Hollywood’un uzun yıllardır denediği bir dizi modelinin belki de tek başarılı örneği. Görsel bir yapıtı adım adım anlatmanın anlamsızlığından mümkün olduğunca kaçarak, eserin kırılma noktalarını değerlendirmek istedim.

   Yıllardır bu ve benzeri dizilerde olağanüstü olaylar kahramanın hayatında yaşadığı sıradan insanalara özgü bunalımlar birlikte anlatılmaya çalışılıyor. Ama ya aksiyon fazla kaçıyor ve psikolojik yön incelenmeden kalıyor ya da aksiyon unutulup iş bir insanın sıkıcı hayatını izlemeye dönüşüyor. Breaking Bad tam da bu noktada diğerlerinden ayrılıyor.

    Karakterimiz Walter White’ı hayatta tam bir kaybeden olarak tanıyoruz. Tek bir sigara içmeden akciğer kanserine yakalanan düşük gelirli bir kimya öğretmeni. Yaratılan imaj o kadar başarısız ki sanki bir talihsizlik olarak değil de yaşamayı beceremediği için kanser olmuş gibi… İlerleyen bölümlerde görüyoruz ki yüksek zekasına rağmen önü sık sık kendisi kadar zeki olmayan “fırsatçılar” tarafından kesilmiş. Çok başarılı bir bilim adamı olabilecekken ortağından ve sevgilisinden yine aynı sebeplerle kazık yemiş.

   Geldiği durum o kadar kötü ki geçinmek için her gün hakarete uğramak pahasına ikinci iş olarak araba yıkıyor. Bunlar ona hayatta kazanan tarafta olmanın hazzını ve egosunu unutturmuş. Evde ve sosyal hayatında da edilgen, hayatta başına gelenleri kabullenen bir kişiliğe dönüşmüş.

   Hikayemizin başlangıcında Walter White’ın eski öğrencisi Pinkman ile çıktığı suç yolculuğunu görüyoruz. Bu yolculukta kaptan olarak Pinkman’e güveniyor. Dizide de Pinkman’i ilk görüşümüzde plakası “CAPTAIN”’ın kısaltması “CAP’N” olan bir arabayla kaçıyor. Başta sadece ailesine para bırakmak için çıktığı bu yolda Walter White başka bir yönünü keşfediyor. Aslında daha zengin olmaktan çok daha fazla önemsediği ve yıllardır görmezden geldiği kazanma iç güdüsü onu her şeyden daha büyük bir güçle yönetmeye başlıyor. Bu yolda acemice işlenen ilk günahlarının ardından karakter için bir dönüm noktası yaşanıyor. Plakasında “KEN WINS” yazan ukala bir avukatın arabasını sadece zevk için havaya uçuruyor. Dizinin ve karakterin ilk kırılması aslında işlediği ilk cinayette yada ilk uyuşturucu üretiminde değil burada yaşanıyor. Ailesi için suç işleyen zavallı kimyager artık fırsatçı ve uyanıkların belki tarihin başından beri kendi türüne olan üstünlüğünü değiştirmeye çalışıyor. Yani yeni hedefi “Winner Ken”’ler. Bu yolda ilerlerken ailesinde dominantlaşıyor ve sık sık ego patlamaları yaşıyor. Örneğin bir aile yemeğinde narkotik polis olan kayınbiraderinin tüm şüpheleri kendisinden uzakta bir başka şahsa yönelmişken onları çürütüp dikkatleri üzerine çekiyor ve büyük suçları ancak büyük dahilerin işleyebileceğinden bahsediyor. Kumarda para kazanma yalanını topluma karşı uydurmak istemiyor, çünkü içten içe yaptığının yanlış olduğuna inanmıyor. Kaba kuvvetle yada dolandırıcılıkla değil dehasıyla kazandığı para için özür dilemek istemiyor. İlerleyen bölümlerde Walter White’ın en büyük düşmanı olarak karşımıza çıkan Gus Fring ise onun yansıması gibi. Belki benzer hedeflerle yola çıkmış ve kötüye dönmüş bir insan. Gus onun kötüye dönüşünü hızlandırıyor. Karakterin karanlığa attığı bir başka adım olan Gale’ın öldürülmesinden sonra Walter kendisi için endişelenen karısına “Ben tehlikede değilim, ben tehlikeyim” diyerek bu akışı özetliyor. Dördüncü sezonun sonunda Walter en büyük düşmanı olan Gus’ı bir çocuğu zehirlemek pahasına öldürüyor. Kendisi ve ailesinin hayatını tehdit eden adam öldükten sonra karısıyla ilk konuşmasında “Kurtulduk” yerine “Ben kazandım!” diyor. Bu da karakterin git gide değişen bakışının bir parçası. Önümüzdeki sezonlarda Walter’ı daha da kötüye giderken izleyeceğimiz kesin gibi…

   Dizi bir klasik bir polisiye olmanın ötesine geçip bir sosyolojik ispata uğraşıyor; zeki, iyi niyetli insan tipini fırsatçılar karşısında yüceltiyor. Konu olarak kötüye geçmekten çok ömür boyu başarısızlık pahasına erdemli olmayı sorguluyor…

Pinky and The Brain’e atıflar:

Dizi Steven Speilberg prodüksyonuyla yapılan “Pinky and The Brain” çizgi dizisinden de önemli ölçüde esinlenmiş ve bunu saklama ihtiyacı da pek hissetmemiş. Walter White sıfır numara saçları zeki ve büyük ihtimalle bundan dolayı mutsuz bakışlarıyla Brain’e önemli ölçüde benzerlik gösteriyor. Pinkman ise isminden de anlaşılacağı gibi Pinky karakterinden esin almış. Çizgi dizide her bölümde dünyayı ele geçirmek için büyük planlar yapan Brain iş icraata geldiğinde Pinky’nin başına bela olmasından yakınır buna karşın bazı bölümlerde onun tarafından kurtarılırdı. Breaking Bad’de de mütemadiyen bu döngü yaşanıyor ve büyük planları olan Walter ayağına dolaşan Pinkman tarafından kurtarılıyor. Pinky and The Brain’deki labaratuar fareleri argo anlamıyla “Breaking Bad”‘de hayat buluyor.

Reklamlar